Orta kulak hastalıkları nedeniyle ventilasyon tüpü takılan hastalar, işitme cihazı kullanımı söz konusu olduğunda en hassas hasta gruplarından biridir. Bu hastalarda “standart” bir uygulamadan söz etmek mümkün değildir. Her kulak, her ventilasyon tüpü ve her işitme kaybı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Ne yazık ki internette sıkça karşılaşılan “ventilasyon tüpü varken işitme cihazı kullanılamaz” ya da “mutlaka açık sistem uygulanmalıdır” gibi genellemeler, bilimsel gerçeklerle ve klinik pratikle örtüşmemektedir.
Bu yazıda;
Ventilasyon tüpü nedir, neden takılır?
Ventilasyon tüpü olan hastalarda işitme kaybı nasıl seyreder?
İşitme cihazı bu hastalarda ne zaman ve nasıl bir seçenek olabilir?
Kulak kalıbı ve cihazlandırma neden mutlaka kişiye özel olmalıdır?
Hekim–odyolog iş birliği neden hayati önem taşır?
sorularını bilimsel veriler ve uzman deneyimi ışığında ele alacağız.
Ventilasyon tüpleri, orta kulakta havalanma problemleri yaşayan hastalarda, kulak zarına yerleştirilen küçük tüplerdir. Amaç;
Orta kulakta biriken sıvının boşaltılması
Negatif basıncın dengelenmesi
İletim tipi işitme kaybının azaltılmasıdır
Ancak ventilasyon tüpü takılması her zaman işitmenin tamamen normale döneceği anlamına gelmez. Özellikle tekrarlayan orta kulak enfeksiyonları, kronik östaki disfonksiyonu veya uzun süreli sıvı varlığı olan hastalarda, tüp sonrası dönemde de iletim tipi veya mikst tip işitme kaybı devam edebilir.
İşte bu noktada, bazı hastalar için işitme cihazı kullanımı gündeme gelir.
Bu hastalarda işitme testlerinde sıklıkla şu bulgularla karşılaşırız:
Hava yolu iletimi düşüktür, özellikle düşük frekanslarda (kalın sesler) daha belirgin kayıp görülebilir
Kemik yolu iletimi görece iyi olabilir
Bazı olgularda iletim tipi, bazı olgularda ise mikst tip işitme kaybı ortaya çıkar
Kulak zarının durumu, tüpün pozisyonu ve orta kulak havalanması sonuçları doğrudan etkiler
Bu nedenle ventilasyon tüpü olan bir hastada sadece odyogram değil;
otoskopik muayene, timpanik yapı, kulak kanalı anatomisi ve hasta öyküsü birlikte değerlendirilmelidir.
Bilimsel yayınlar ve klinik deneyimler göstermektedir ki;
ventilasyon tüpü takılmasına rağmen işitme kaybı devam eden bazı hastalarda işitme cihazı kullanımı yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabilmektedir.
Önemli bir nokta şudur:
📌 Ventilasyon tüpü varlığı, işitme cihazı kullanımını otomatik olarak dışlamaz.
Ancak bu durum, çok dikkatli ve kişiye özel bir planlama gerektirir.
Ventilasyon tüpü olan hastalarda en sık yapılan hatalardan biri, tek tip bir cihazlandırma yaklaşımıdır. Oysa klinikte gördüğümüz tablo şudur:
Bazı hastalarda tüp stabil ve orta kulak kuru olabilir
Bazı hastalarda tüp yerinden oynamış, dışarı doğru çıkmış veya düşmek üzere olabilir
Kulak kanalı anatomisi dar, hassas veya irritasyona yatkın olabilir
Kulak izi almak bazı hastalarda riskli hatta tehlikeli olabilir
Bu nedenle;
açık sistem mi, kapalı sistem mi?
kulak arkası mı, kulak içi mi?
iz alınmalı mı, deneme mi yapılmalı?
sorularının cevabı her hasta için farklıdır.
Deneyimli bir odyolog açısından ventilasyon tüpü olan hastalarda yaklaşım şu şekilde olmalıdır:
Detaylı ve titiz otoskopik muayene
Ventilasyon tüpünün yeri, stabilitesi ve kulak zarına etkisinin değerlendirilmesi
Akıntı, nem, enfeksiyon riski açısından kulak içinin incelenmesi
İşitme testlerinin kulak bulguları ile birlikte yorumlanması
Bazı hastalarda;
Açık sistem riskli olabilir
Derin kulak izi almak mümkün veya güvenli olmayabilir
Kulak içi cihazlar uygun olmayabilir
Bu gibi durumlarda; minimal riskli, kontrollü ve aşamalı bir yaklaşım benimsenmelidir.
Eda İşitme Cihazları Merkezi’nde ventilasyon tüpü olan hastalar standart bir prosedürle değil, tamamen kişiye özel değerlendirilir.
Her hastanın kulak yapısı ayrı ayrı incelenir
Hekim görüşleri mutlaka dikkate alınır
Gerekli durumlarda KBB hekimi ile koordinasyon sağlanır
Kulak kalıbı ve cihaz seçimi aceleye getirilmez
Hastanın güvenliği ve kulak sağlığı her zaman ön plandadır
Amaç sadece cihaz satmak değil;
hastaya doğru, güvenli ve sürdürülebilir bir işitme çözümü sunmaktır.
Bilimsel çalışmalarda da vurgulandığı gibi, ventilasyon tüpü olan hastalarda tek başına cerrahi veya tek başına cihazlandırma yeterli olmayabilir.
Bu nedenle;
KBB uzmanı
Odyolog
Hasta
üçgeninde koordineli bir yaklaşım en sağlıklı sonuçları doğurur.
Hekimin tıbbi değerlendirmesi ile odyoloğun işitsel ve teknik bilgisi birleştiğinde, hasta için en güvenli yol belirlenebilir.
Doğru hasta seçimi ve doğru uygulama yapıldığında işitme cihazı:
Günlük iletişimi kolaylaştırır
Sosyal hayata katılımı artırır
İş ve eğitim hayatında performansı yükseltir
Kulakla ilgili kaygıları azaltır
Özellikle genç ve aktif hastalarda, doğru bir cihazlandırma ile yüksek memnuniyet oranları elde edilmektedir.
Ventilasyon tüpü olan hastalarda işitme cihazı kullanımı;
ne yasaklanacak kadar riskli,
ne de hafife alınacak kadar basit bir konudur.
Bu süreçte belirleyici olan;
✔ Bilimsel bilgi
✔ Klinik deneyim
✔ Kişiye özel değerlendirme
✔ Hekim–odyolog iş birliği
olmalıdır.
Eda İşitme Cihazları Merkezi, bu hassas hasta grubunda özenli, bilinçli ve güvenli bir yaklaşım benimseyerek, hastaların yaşam kalitesini artırmayı hedefler.
Orta kulak hastalıkları nedeniyle ventilasyon tüpü takılan hastalar, işitme cihazı kullanımı söz konusu olduğunda en hassas hasta gruplarından biridir. Bu hastalarda “standart” bir uygulamadan söz etmek mümkün değildir. Her kulak, her ventilasyon tüpü ve her işitme kaybı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Ne yazık ki internette sıkça karşılaşılan “ventilasyon tüpü varken işitme cihazı kullanılamaz” ya da “mutlaka açık sistem uygulanmalıdır” gibi genellemeler, bilimsel gerçeklerle ve klinik pratikle örtüşmemektedir.
Bu yazıda;
Ventilasyon tüpü nedir, neden takılır?
Ventilasyon tüpü olan hastalarda işitme kaybı nasıl seyreder?
İşitme cihazı bu hastalarda ne zaman ve nasıl bir seçenek olabilir?
Kulak kalıbı ve cihazlandırma neden mutlaka kişiye özel olmalıdır?
Hekim–odyolog iş birliği neden hayati önem taşır?
sorularını bilimsel veriler ve uzman deneyimi ışığında ele alacağız.
Ventilasyon tüpleri, orta kulakta havalanma problemleri yaşayan hastalarda, kulak zarına yerleştirilen küçük tüplerdir. Amaç;
Orta kulakta biriken sıvının boşaltılması
Negatif basıncın dengelenmesi
İletim tipi işitme kaybının azaltılmasıdır
Ancak ventilasyon tüpü takılması her zaman işitmenin tamamen normale döneceği anlamına gelmez. Özellikle tekrarlayan orta kulak enfeksiyonları, kronik östaki disfonksiyonu veya uzun süreli sıvı varlığı olan hastalarda, tüp sonrası dönemde de iletim tipi veya mikst tip işitme kaybı devam edebilir.
İşte bu noktada, bazı hastalar için işitme cihazı kullanımı gündeme gelir.
Bu hastalarda işitme testlerinde sıklıkla şu bulgularla karşılaşırız:
Hava yolu iletimi düşüktür, özellikle düşük frekanslarda (kalın sesler) daha belirgin kayıp görülebilir
Kemik yolu iletimi görece iyi olabilir
Bazı olgularda iletim tipi, bazı olgularda ise mikst tip işitme kaybı ortaya çıkar
Kulak zarının durumu, tüpün pozisyonu ve orta kulak havalanması sonuçları doğrudan etkiler
Bu nedenle ventilasyon tüpü olan bir hastada sadece odyogram değil;
otoskopik muayene, timpanik yapı, kulak kanalı anatomisi ve hasta öyküsü birlikte değerlendirilmelidir.
Bilimsel yayınlar ve klinik deneyimler göstermektedir ki;
ventilasyon tüpü takılmasına rağmen işitme kaybı devam eden bazı hastalarda işitme cihazı kullanımı yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabilmektedir.
Önemli bir nokta şudur:
📌 Ventilasyon tüpü varlığı, işitme cihazı kullanımını otomatik olarak dışlamaz.
Ancak bu durum, çok dikkatli ve kişiye özel bir planlama gerektirir.
Ventilasyon tüpü olan hastalarda en sık yapılan hatalardan biri, tek tip bir cihazlandırma yaklaşımıdır. Oysa klinikte gördüğümüz tablo şudur:
Bazı hastalarda tüp stabil ve orta kulak kuru olabilir
Bazı hastalarda tüp yerinden oynamış, dışarı doğru çıkmış veya düşmek üzere olabilir
Kulak kanalı anatomisi dar, hassas veya irritasyona yatkın olabilir
Kulak izi almak bazı hastalarda riskli hatta tehlikeli olabilir
Bu nedenle;
açık sistem mi, kapalı sistem mi?
kulak arkası mı, kulak içi mi?
iz alınmalı mı, deneme mi yapılmalı?
sorularının cevabı her hasta için farklıdır.
Deneyimli bir odyolog açısından ventilasyon tüpü olan hastalarda yaklaşım şu şekilde olmalıdır:
Detaylı ve titiz otoskopik muayene
Ventilasyon tüpünün yeri, stabilitesi ve kulak zarına etkisinin değerlendirilmesi
Akıntı, nem, enfeksiyon riski açısından kulak içinin incelenmesi
İşitme testlerinin kulak bulguları ile birlikte yorumlanması
Bazı hastalarda;
Açık sistem riskli olabilir
Derin kulak izi almak mümkün veya güvenli olmayabilir
Kulak içi cihazlar uygun olmayabilir
Bu gibi durumlarda; minimal riskli, kontrollü ve aşamalı bir yaklaşım benimsenmelidir.
Eda İşitme Cihazları Merkezi’nde ventilasyon tüpü olan hastalar standart bir prosedürle değil, tamamen kişiye özel değerlendirilir.
Her hastanın kulak yapısı ayrı ayrı incelenir
Hekim görüşleri mutlaka dikkate alınır
Gerekli durumlarda KBB hekimi ile koordinasyon sağlanır
Kulak kalıbı ve cihaz seçimi aceleye getirilmez
Hastanın güvenliği ve kulak sağlığı her zaman ön plandadır
Amaç sadece cihaz satmak değil;
hastaya doğru, güvenli ve sürdürülebilir bir işitme çözümü sunmaktır.
Bilimsel çalışmalarda da vurgulandığı gibi, ventilasyon tüpü olan hastalarda tek başına cerrahi veya tek başına cihazlandırma yeterli olmayabilir.
Bu nedenle;
KBB uzmanı
Odyolog
Hasta
üçgeninde koordineli bir yaklaşım en sağlıklı sonuçları doğurur.
Hekimin tıbbi değerlendirmesi ile odyoloğun işitsel ve teknik bilgisi birleştiğinde, hasta için en güvenli yol belirlenebilir.
Doğru hasta seçimi ve doğru uygulama yapıldığında işitme cihazı:
Günlük iletişimi kolaylaştırır
Sosyal hayata katılımı artırır
İş ve eğitim hayatında performansı yükseltir
Kulakla ilgili kaygıları azaltır
Özellikle genç ve aktif hastalarda, doğru bir cihazlandırma ile yüksek memnuniyet oranları elde edilmektedir.
Ventilasyon tüpü olan hastalarda işitme cihazı kullanımı;
ne yasaklanacak kadar riskli,
ne de hafife alınacak kadar basit bir konudur.
Bu süreçte belirleyici olan;
✔ Bilimsel bilgi
✔ Klinik deneyim
✔ Kişiye özel değerlendirme
✔ Hekim–odyolog iş birliği
olmalıdır.
Eda İşitme Cihazları Merkezi, bu hassas hasta grubunda özenli, bilinçli ve güvenli bir yaklaşım benimseyerek, hastaların yaşam kalitesini artırmayı hedefler.